NUR DERSi - NUR DERSLERi

AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 VAKF-I HAYAT VE FEDAKARLIK ESASI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
İsRa..
GaYYuR
GaYYuR
avatar

Mesaj Sayısı : 258
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: VAKF-I HAYAT VE FEDAKARLIK ESASI   C.tesi Ocak 31, 2009 7:17 pm

1- «Bediüzzaman, Kur’ân, imân, İslâmiyet hiz­meti için, dün­yevî rahatlıklarını fedâ etmiş dünyevî, şahsî ser­vetler edinmemiş, zühd ve takvâ ve riyâzet, iktisad ve ka­naatla ömür geçirerek dünya ile alâkasını kesmiştir.

Bu cümleden olarak, Müslümanların refah ve sa­adeti için, bütün ömür dakikalarını sırf imân hizme­tine vakf ve has­retmek ve ihlâsa tam muvaffak ol­mak için, kendini dünyadan tecrit ederek mücer­ret kalmıştır. Evet, Bediüzzaman imân ve İslâmiyet hizmeti için herşeyden bu derece fedakârlık yapan, fakat bütün bunlarla beraber ubudiyet, zühd ve takvâda da bir is­tisna teşkil eden tarihî bir İslâm fedâisi ve Kur’ân-ı Hakimin muhlis bir hâdimi payesine yüksel­miştir.» (Sözler sh: 758)

2- «Bediüzzaman Said Nursî, çok ilimlerde müs­tesna birer eser yazabilirdi. Fakat o “zaman, imânı kur­tarmak zamanıdır” demiş ve bütün himmet ve me­sâ­isini ve ha­yatını, ulûm-u imâniyenin telif ve neşrine hasretmiştir.» (Sözler sh: 763)

3- «Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi mer­humdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm bu­gün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır ola­cak.”....

İşte, Bediüzzaman, bu müstesna tecellînin en par­lak misali­dir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. » (Tarihçe-i Hayat sh: 11)

4- «Daima mücerred kalmak ve dünyada hiçbir şeyle alâka peyda etmemek. Bunun içindir ki, “Bütün ma­lımı bir elimle kaldırıp götürebilmeli­yim” demiştir. Bu ha­lin sebebi soru­lunca, “Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıpta ede­cektir. Saniyen, mal ve servet bana lezzet vermiyor dünyaya ancak bir misafirhane nazarıyla bakı­yorum” derdi.» (Tarihçe-i Hayat sh: 48)

5- «Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zendeka hü­cumu kar­şısında, herşeyini feda edecek hakikî fedakârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur’ân-ı Hakîmin hakikatına, değil dünya saadetimi belki lü­zum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye ka­rar ver­dim. Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcele­rini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırak­maya mecburdum ki ihlâs-ı hakikî ile hakikat-ı Kur’âniyeye hiz­met ede­bileyim. .....

Mâdem şahsî ve hususî kemalât-ı bâkıyesi için dün­yayı terk edenler, selef-i sâlihînden çok var. Elbette hususî değil, küllî ve umumî olarak çok bîçarelerin sa­adet-i bâkı­yeleri için ve dalâlete düşmemeleri ve îmân­larını takviye edip kurtarmaları için ve haki­kat-ı Kur’âniye ve îmâni­yeye tam hizmet etmek ve hariçten gelen, dahilde çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zail ve fânî dünya­sını terk etmek, elbette sünnet-i se­ni­yeye muhalefet değil belki hakikat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddîk-ı Ekber’in: “Cehennemde vü­cudum büyüsün, tâ ehl-i îmâna yer bu­lunmasın” diye fe­dakârlıkta âzamî sadakatın bir zerresini kazan­mak fikriyle, bîçare Said bütün ömründe tecer­rüdü, is­tiğnayı ihtiyar et­miş.» (Hanımlar Rehberi sh: 25-28)

Bir talebesinin şahsında, umuma bakan fedakâr­lığa teşvik dersi:

6- «Madem Hacı Kılıç Ali bir buçuk sene bütün Risale-i Nur eczalarına sahip çıkmış, kısmen okumuş na­zarımızda yirmi sene­lik bir Nur talebesidir. Ben her sabah haslar içinde onun ismiyle bütün mânevî kazanç­larıma, defter-i a’mâline geçmek için hisse­dar ediyo­rum. Öyleyse o da bütün hayatını Risale-i Nur’a vermeye mükelleftir.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 26)

7- «Hey efendiler! Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alâ­kam yok. O adam­lardan ücret mukabilinde iş gören­ler, belki kendilerini bir derece mazur görüyor. Fakat ücretsiz, hamiyet namına bana karşı taraf­girâne, raki­bâne vaziyet almak ve ilişmek ve eziyet etmek, gayet fena bir hatadır. Çünkü, sabıkan ispat edildiği gibi, siya­set‑i dünya ile hiç alâkadar değilim. Yalnız, bütün vaktimi ve hayatımı ha­kaik-i imaniye ve Kur’âniyeye hasr ve vakfetmişim. Madem böyle­dir bana eziyet verip rakibâne ilişen adam düşün­sün ki, o muamelesi zendeka ve imansızlık na­mına imana ilişmek hükmüne geçer.» (Mektubat sh:71)

8- «Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmi­şiz ki, güneş­ten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve sa­adet-i ebediye gibi şirin­dir. Elbette biz bu sıkıntılı hal­lerle müf­tehirâne, müteşekkirâne bir mücahede-i mâ­ne­viye yapı­yoruz diye, şekvâ etmemek lâzımdır.» (Şuâlar sh: 312)

9- «Ben kusurlarımla beraber bu milletin saade­tine ve ima­nının kurtulmasına hayatımı vakfettim. Ve milyon­larla kah­raman başların feda oldukları bir ha­kikate, yani Kur’ân hakika­tine benim başım dahi feda olsun diye bü­tün kuvvetimle Risale-i Nur’la çalıştım. Bütün zâlimâne tâziplere karşı tevfik-i İlâhî ile dayan­dım. Geri çekilme­dim.» (Şuâlar sh: 446)

10- «Benim şahsımın, hem Risale-i Nur’un şahs‑ı mânevîsi­nin sermayesini, kendilerini Risale‑i Nur’un hizmetine vakfedenlerin tayınlarına; ver­mek, hususan na­fakasını çıkara­mayanlara vermek lâ­zımdır.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 200)

11- «Ecnebîlerin entrikalarıyla ve muhalif komi­te­ci­lerin do­laplarıyla mevcut ve münteşir müteaddit cemi­yet­lerin hiçbirisiyle, Risale-i Nur’un hiçbir şakir­dinin münase­bettarlığını gösterecek hiçbir madde bu­lunma­ması, gayet zahir ve parlak bir himaye-i Rabbaniyedir. Muhafaza-i İlâhiyeye ve İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (k.s.), Risale-i Nur’a ait keramet-i gay­biyelerini cidden teyid eden bir inayet-i Rahmâniyedir. Kırk ikilik bir top güllesini, kırk iki mâsum ve mazlum kardeşle­rimizin dergâh-ı İlâhiyeye açılan elle­riyle dol­durup, geri çevirip, atanların başlarında mânen patlat­tırdı. Bizlere, yalnız ehemmiyetsiz, sevaplı, hafif birkaç yara bere­den başka olmadı. Böyle bir seneden beri dol­durulan bir top­tan, böyle pek az zararla kurtul­mak ha­rikadır. Böyle pek büyük bir ni­mete karşı, şükür ve sü­rur ve sevinçle mu­kabele etmek gerektir. Bundan sonraki hayatımız bize ait olamaz çünkü müfsid­le­rin plânlarına göre, yüzde yüz mahv idi. Demek bundan son­raki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakikate vakf etmeliyiz. Şekvâ değil, şük­rettirecek rahmetin izini, yü­zünü, özünü görmeye ça­lışmalıyız.» (Tarihçe-i Hayat sh: 239)

12- «Birinci Cihan Harbinde gönüllü alay kuman­danı olarak esir düştüğü Rusya’da Moskof Çarlığına karşı iz­zet-i İslâmiyeyi muhafaza edip, kurşuna di­zileceği hen­gâmda “Âhirete gitmek için bana bir pasa­port lâzımdı” diye ölümü istihkar eden böyle ni­met-i uzmâ­sına mukabil canımızı da feda etsek, ömrümüzü de ona vakfetsek, zu­lümden zulme de sürüklensek, öm­rümüzün ni­hayetine kadar şükran secdesinden de kalkmasak, bize yine ucuz­dur.» (Tarihçe-i Hayat sh: 701)

13- «Risale-i Nur talebelerinin müdafaaları ve bu ta­lebelerin İslâmiyete hizmetleri esnasında, gizli İslâmiyet düşmanı, insafsız, cebbar zâlimlerin entrika­lariyle maruz kaldıkları işkencelerden yılmamak, şa­hıs­larını düşünme­den, yani, şahsî refahlarını İslâmın refah ve saadeti için fedâ ederek, sıddı­kıyetle sebat etmeleri ve eşedd-i zulme mukavemet etme­leri, âşikâr bir delil teşkil etmektedir.

Evet, hem yirmi beş seneden beri Risale-i Nur’la imân hiz­metine, bütün varlığını vakfeden ve şimdiye kadar “gaddar din düşmanlarının” çok defalar tecâvüz ve taarruzuna ve taharri­yata mâruz kaldığı halde, yirmi beş senedir inziva içinde, Risale-i Nur’un nâşirliğini yapan Nur kahramanları ağabeyle­rimiz, bizlere birer nümune-i imtisal olan, imân ve İslâmiyet fedâileridir.» (Sözler sh: 766)

14- «Risale-i Nur’un verdiği sermaye ile, şimdi mâ­nevî Medresetü’z-Zehranın dört beş vilâyetinde ha­ya­tını Risale-i Nur’a vakfeden ve nafakasına çalış­maya zaman bulamayan fe­dakâr Nur talebelerinin ta­yınatına acip bir bereketle kâfi gelen ve Nur nüshaları­nın fiyatı olan o mü­barek sermayeyi ben öldükten sonra da o hâlis, fedakâr kardeşlerime vasiyet ediyorum ki, altmış yetmiş sene ev­velki kaidemi yetmiş sene son­raki şimdiki düsturla­rıma aynen tatbik etsinler. İnşaallah Risale-i Nur’un tab’ ser­besti­yeti olsa, o düstur daha fazla inkişaf eder...

...kaç senedir dört beş vilâyet vüs’atindeki mâ­nevî Medresetü’z-Zehranın fedakâr talebeleri­nin tayınatını Risale-i Nur kendisi hediye etti.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 216)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
İsRa..
GaYYuR
GaYYuR
avatar

Mesaj Sayısı : 258
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: Geri: VAKF-I HAYAT VE FEDAKARLIK ESASI   C.tesi Ocak 31, 2009 7:17 pm

15- «Üstadımız Said Nursî’nin Risale-i Nur eser­leri basıl­maktadır. Hissesine düşen bir miktar kitap fi­yatlarını Üstadımız, hayatını Nurlara vakfedip na­fakasını çıkara­mayan Nur talebelerine tayın olarak vermektedir. Kendisi de bugün ar­tık herke­sin malûmu olmuş olan âzamî bir iktisat ve kanaatle ya­şa­maktadır.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 218)

16- «Ben de beyan ediyorum ki:

Benim vefatımdan sonra, benim emaneten elimde bulunan Risale-i Nur sermayesi, hem mucizatlı Kur’ânımızı tab ettirmek için Eskişehir’de muhafaza edilen sermaye, o Kur’ân’ın tevafukla ve fotoğrafla tab­’ına ait.* Yanımızdaki sermaye ise, Risale-i Nur’un sermayesidir. O sermaye, Cenab-ı Erhamürrahimîne hadsiz şükür olsun ki, yetmiş küsur sene evvel, o za­ma­nın âdetine muhalif olarak, kendim fakirliğimle be­ra­ber onların tayınlarını verdiğime bir ihsan ve lütf-u Rabbânî olarak, o zamandan elli alt­mış sene sonra Cenab-ı Erhamürrâhimîn o örfî âdete muhalif ka­idemi mânevî ve geniş Medresetü’z-Zehranın hâlis ve na­fakasını temin edemeyen ve zama­nını Risale-i Nur’a sarf eden talebelerine aynen ve eski zaman ihsan-ı İlâhî neticesi ola­rak şimdi yanı­mızdaki sermaye onların tayınlarıdır ve ta­yınla­rına sarf edilecek. Ve kaç senedir benim yaptığım gibi, benim mânevî evlât­larım, benim vereselerim aynen öyle yapmak vasiyet edi­yorum. İnşaallah tam Risale-i Nur intişara başlasa, o ser­maye şimdiki fedakâr, ken­dini Risale-i Nur’a vakfeden şakirdler­den çok zi­yade fe­dakâr talebelere kâfi gelecek ve mânevî Medresetü’z-Zehra ve medrese-i Nuriye çok yer­lerde açılacak, be­nim bedelime bu hakikate, bu hale mâ­nevî evlatlarım ve has ve fe­dakâr hizmetkârlarım ve Nura kendini vakfe­den kahraman ve herkesçe malûm kardeş­lerim bu va­siyetin tatbikine yardımla­rını rica ediyorum. » (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 234)

17- «Bediüzzaman, iki buçuk sene kadar Sibirya ta­raflarında esarette kalır. Bütün hayatını, fîsebilil­lâh Kur’ân’a, İslâmiyete, Sünnet-i Seniyenin ihyasına hasr ve vakfeden bu fedakâr-ı İslâm, buralarda da ka­t’iyen boş durmaz. İçerisinde bulunduğu muhiti tenvir ve ir­şad için çalışır. Bu müddet içinde kendisiyle be­raber esarette bulu­nan zabitlere dersler veriyordu. » (Tarihçe-i Hayat sh: 115)

18- «Hem madem, Risale-i Nur bu asra has husu­si­yetler ta­şıyor. Hem madem binlerce âlimlerin takdir­le­riyle karşılanıyor. Hem madem, Kur’ân’ın dellâllığını yapan kahraman Üstad, eşine rastlanmayacak bir mü­kemmeli­yetle, dürüst adımlarla, hakikî prensip­lerle, bütün haya­tını iman ve İslâmiyete vak­fet­miş, dünyevî hiçbir men­faat aramadan sırf Allah rı­zası uğ­runa çalışmıştır. Hem mâdem, bütün kuvvetiyle Nur talebeleri de, iman ve İslâmiyete Ehl-i Sünnet daire­sinde hizmet için hayatla­rını dahi çekinme­den ve­riyor ve süflî menfaat peşinde değil­dirler. Ve madem yüz binlerce Nur talebeleri bütün tazyik ve tehdit­lere rağmen bu hakikati fiilen ispat etmişler.» (Tarihçe-i Hayat sh: 624)

19- «Bu gizli din düşmanları ve münafıklar çok­tandır anladı­lar ki, Nur talebelerinin kefenleri bo­yunlarındadır. Onları Risale-i Nur’dan ve Üstadlarından ayırmak kabil değildir. Bunun için şey­tanî plânlarını, desiselerini değiş­tirdiler. Bir zayıf da­marla­rından veya sâfiyetlerinden isti­fade ederiz fik­riyle aldatmak yolunu tuttular. O münafık­lar veya o müna­fıkların adamları veya adam­larına aldan­mış olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe şek­line gi­rerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmet­tir bu da onlarla mücadeledir. Şu malûmatı elde edersen, Risale-i Nur’a daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eser­dir” gibi birtakım kandı­rışlarla, sırf o Nur tale­be­sinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere naza­rını çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Veyahut da maaş, servet, mevki, şöhret gibi şeylerle al­datmaya veya korkutmakla hizmet­ten vazgeçirmeye gayret ediyorlar.

Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, ruhî, kalbî intibah ve uyanıklık veriyor ki, bütün böyle al­datmalar, bizi Risale-i Nur’a şiddetle sevk ve teş­vik ve o dessas münafıkların maksatla­rı­nın tam ak­sine olarak bir tesir ve bir netice hâsıl ediyor. Fesübhanallah! Hattâ öyle Nur talebeleri mey­dana gelmek­tedir ki, asıl halis niyet ve kudsî gaye­den sonra, bir sebep olarak da, münafıkların mezkûr plânlarının inadına, rağmına dünyayı terk edip kendini Risale-i Nur’a vakfediyor ve Üstadımızın dediği gibi diyorlar: “Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zama­nı­dır.” » (Tarihçe-i Hayat sh: 690)

20- «Yine bu azîm sırr-ı ihlâsa binaendir ki, Risale-i Nur ta­lebeleri, iman ve İslâmiyet hizmetinde ağır şartlar ve kayıtlar ve tahdidatlar içinde muvaffak oluyorlar ve hayatlarını Risale-i Nur’a ve Üstadlarına vakfetmişler. Risale-i Nur’u, sermaye-i ömür ve gaye-i hayat edinmiş­lerdir.» (Tarihçe-i Hayat sh: 700)

21- «Risale-i Nur’un yüksek değerini anlamakta veya onu işitip tanımakta biraz gecikmiş olan gençler iç­leri sızlaya sızlaya şöyle demektedirler: “Şu geç uyanan kıy­mettar gençliğimi fâni, geçici şeylerle zayi etme­yeceğim. Ancak ve ancak Kur’ân’a ve imâna hizmet uğ­runda, sev­gili Allah’ım ve sevgili Peygamberimin emir­lerine itaat yo­lundaki hizmetlere vakfedece­ğim. Ancak böylelikle, bu muvakkat gençliğimde bâkî bir gençliği elde etmiş olaca­ğım.» (Gençlik Rehberi sh: 226)

22- «Risale-i Nur’un hizmetine hasr-ı va­kit eden rü­künlere ve çalışanlara zekâtla yar­dım etmek de Risale-i Nur’a bir nevi hizmettir.» (Kastamonu Lâhikası sh: 223)

23- «Basiretli Nur nâşirleri, otuz beş sene evvel Risale-i Nur’daki yüksek hakikatleri görmüş, o kudsî ders­leri almış ve o zamandan beri ihlâs ve sadakatla gizli din düşmanlarına göğüs germiştir. Nur kahraman­larının ha­neleri müteaddit defalar arandığı ve kendileri defalarca hapislere atılarak orada şiddetli azaplar ve sı­kıntılar çekti­rildiği halde, elmas kalemleriyle Risale-i Nur’un bu kadar senedir nâşirliğini yapmışlardır. İstedikleri tak­dirde dünya nimetleri kendilerine yâr ol­duğu halde, her türlü şahsî, dünyevî rütbeler­den, varlıklardan feragatle, ömür­lerini Risale-i Nur’un hizmetine vakfetmişlerdir.

“Acaba, Risale-i Nur şakirdlerindeki bu cehd ve kuv­vetin, bu feragat ve fedakârlığın ve bu derece sebat ve sa­dakatın sebebi ne­dir?” diye bir sual sorulursa, bu su­alin cevabı muhakkak ki şu ola­caktır: Risale-i Nur’daki cerh edilmez yüksek hakikatler, iman hizme­tinin yalnız ve yalnız rızâ-yı İlâhî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretlerinin âzamî ihlâsıdır.» (Tarihçe-i Hayat sh: 165)

Risale-i Nur eserlerinden kısmen alınarak nakle­dilen mezkûr beyan ve tavsiyeler, Risale-i Nurla Kur’an ve iman hizmetine ha­yatını vakfetmek fedakâr­lığı, kıyamete kadar devam etmesi gere­ken ve Bediüzzamanın Hazretlerinin vasiyetname­leriyle de te’­yid edilen de­ğişmez bir esastır.

Bu değişmez esası tam yerine getiremeyen talebe­ler, haya­tını hizmete vakfeden İslâm fedailerine, tam bir mu­avenet, tesa­nüd ve teşvik ile bu fazilete ortak olup manevî şirkete dâhil olurlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
VAKF-I HAYAT VE FEDAKARLIK ESASI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
NUR DERSi - NUR DERSLERi :: İSLAM KARDEŞLİĞİ VE NURUN TAVSİYELERİ :: RİSALE-İ NURUN HİZMET DÜSTURLARI-
Buraya geçin:  
lemalarnuru@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin & Administrator
©PhPBB
Bedava forum kurmaya hazir misin ? | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com