NUR DERSi - NUR DERSLERi

AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 BEDİÜZZAMAN HZ lerinin SAKAL BIRAKAMAMASININ HİKMETİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
NurDersi
MuHakkiK
MuHakkiK
avatar

Mesaj Sayısı : 709
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: BEDİÜZZAMAN HZ lerinin SAKAL BIRAKAMAMASININ HİKMETİ   C.tesi Ocak 31, 2009 1:56 pm

Eski Fetva Emini Ali Rıza Efendi’nin, Bediüzzaman ve eserleri hakkında bir takrizidir:


* 1289.p.ta izah edilen bu hadîs, ehadiste haber verilen süfyaniyet cereyanının tahribatını tamir edecek olan mehdiyet cereyanını haber verir. Safvet Efendi, bu hadisi hatırlatmakla, Bediüzzaman'ın manen vazifedar şahsiyat olduğuna işaret eder. Hazırlayanlar

SAİD NURSÎ (Bediüzzaman )

«İstanbul ülemasının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müftiyül Enam olan eski fetva emini, meşhur Ali Rıza Efendi; Birinci Şua İşarat-ı Kur’aniye ve Âyet-ül Kübra gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nur’un mühim bir talebesi olan Hâfız Emin’e demiş ki:
“Bediüzzaman, şu zamanda din-i İslâma en büyük hizmet eylediğini; ve eserlerinin tam doğru olduğunu; ve böyle bir zamanda, mahrumiyet içinde feragat-ı nefs edip yani dünyayı terkedip, böyle bir eser meydana getirmek hiç kimseye müyesser olmadığını ve her suretle şayan-ı tebrik olduğunu ve Risale-i Nur, müceddid-i din olduğunu ve Cenab-ı Hak onu muvaffak-un bilhayr eylesin, âmin” diyerek; bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle; Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin pederleri olan Sultan-ül Ülema’nın bir kıssası ile onu müdafaa edip, demiş:

“Bu misillü, Bediüzzaman’ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz eden-
ler haksızdır.” demiştir.» (K.L.194) (Risale-i Nur’un müceddidliği,

3255- Yukarıda bahsi geçen sakal bırakmama meselesini medar-ı tenkid yapanlara Bediüzzaman Hazretleri verdiği cevabında diyor ki:
“Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçüktenberi sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda -bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu isbat etti. Eğer sakal olsaydı traş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünki ölecektim, dayanamıyacaktım.
Bazı âlimler “Sakalı traş etmek caiz değildir” demişler. Muradları sakalı bıraktıntan sonra traş etmek haramdır demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferid hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir keffarettir.
3256- Hem bunu kat’iyyen ilan ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur’anın ma-
lıdır. Benim ne haddim var ki, sahib olayım; ta ki kusurlarım ona sirayet et-
sin. Belki o Nur’un kusurlu bir hâdimi ve o elmas mücevherat dükkanının
bir dellalıyım. Benim karmakarışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona doku-
namaz. Zaten Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-ı ihlas ve terk-i
enaniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfüruşluk etmemektir. Ken-
dimizi değil, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini ehl-i imana gösteriyoruz.

SAİD NURSÎ (Bediüzzaman )
Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla minnettar oluyoruz, Allah razı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu, -fakat garaz ve inad olmamak şartıyla ve bid’alara ve dalalete yardım etmemek kaydı ile- kabul edip minnettar oluyoruz.” (E.L.I 48)

3257- Bu mektubdan da anlaşıldığı gibi; müslümanlar arasında daima
sulh yolunu takib ederek uhuvvet-i İslâmiyeyi korumaya çalışan ve bütün
hayatını din yolunda ve sünnetin ihyası için feda eden ve en şiddetli baskılar
karşısında hatta idam planlarıyla muhakeme edildiği zamanlarda dahi sarık,
cübbe gibi İslâmî kıyafetini -zorlamalara rağmen- değiştirmeyen bir mücahid-i
ekberin bilâ-ma’zeret ve hâşa sünnete ehemmiyet vermediğinden sakal bı-
rakmadığını iddia etmek insafa çok zıd düşen bir hareket olur. Eserlerinin
çok yerlerinde, bilhassa Lem’alar namındaki eserinin sünnete ittiba etmek
dersi olan Onbirinci Lem’asında, Sünnete uymayı en büyük gaye-i insaniyet
göstererek; “Sünnete ittiba etmiyen tenbellik eder ise, hasaret-i azîme;
ehemmiyetsiz görür ise cinayet-i azîme; tekzibini işmam eden tenkid ise, da-
lalet-i azîmedir.” (L.59) deyip Sünnet yolunu gaye-i hayat gören (Bak: Sünnet)
bir zatın bilâ-sebeb Sünnete muhalefet edeceğini düşünmek ve işaa etmek
büyük hatadır. İnsaf olan odur ki, bu meselede bu büyük mücahidin bildiği
bir sebeb vardır demeli...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nurdersi.forummum.com
NurDersi
MuHakkiK
MuHakkiK
avatar

Mesaj Sayısı : 709
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: Geri: BEDİÜZZAMAN HZ lerinin SAKAL BIRAKAMAMASININ HİKMETİ   Çarş. Mart 04, 2009 10:22 am

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:

مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِاَةِ شَهِيدٍ

Yani: "Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir." Evet Sünnet-i Seniyeye ittiba, mutlaka gayet kıymetdardır. Hususan bid'aların istilâsı zamanında sünnet-i seniyeye ittiba etmek daha ziyade kıymetdardır. Hususan fesad-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyenin küçük bir âdâbına müraat etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Doğrudan doğruya Sünnete ittiba etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı hatıra getiriyor. O ihtardan o hatıra, bir huzur-u İlahî hatırasına inkılab eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyeyi müraat ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevablı bir ibadet ve şer'î bir hareket oluyor. Çünki o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ittibaını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir. Ve ondan şâri-i hakikî olan Cenab-ı Hakk'a kalbi müteveccih olur, bir nevi huzur ve ibadet kazanır.

İşte bu sırra binaen Sünnet-i Seniyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.


İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî (R.A.) demiş ki: "Ben seyr-i ruhanîde kat'-ı meratib ederken, tabakat-ı evliya içinde en parlak, en haşmetli, en letafetli, en emniyetli; Sünnet-i Seniyeye ittibaı, esas-ı tarîkat ittihaz edenleri gördüm. Hattâ o tabakanın âmi evliyaları, sair tabakatın has velilerinden daha muhteşem görünüyordu." Evet müceddid-i elf-i sâni İmam-ı Rabbanî (R.A.) hak söylüyor. Sünnet-i Seniyeyi esas tutan, Habibullah'ın zılli altında makam-ı mahbubiyete mazhardır.

İmam-ı Rabbanî'nin hükmünü bilmüşahede tasdik ettim.
(Lem'alar - 51)









İstanbul ulemasının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müftiyül-Enam olan eski Fetva Emini meşhur Ali Rıza Efendi, Birinci Şuâdaki İşârât-ı Kur'aniyeyi ve Âyetül-Kübra gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nur'un mühim bir talebesi olan Hâfız Emin'e demiş ki: "Bediüzzaman, şu zamanda Dîn-i İslâm'a en büyük bir hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu ve böyle bir zamanda ve mahrumiyet içinde tam bir feragat-ı nefs ettiğini ve onun Risale-i Nuru, müceddid-i din olduğunu kat'iyyen tasdik ederim Cenab-ı Hak, onu muvaffak eylesin, âmîn" demiş.

Hem bazıların, sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle, Mevlâna Celâleddin-i Rumî'nin pederleri olan Sultanül-Ulemâ'nın bir kıssasiyle ile onu müdafaa edip: "Bediüzzaman'ın, elbette bir içtihadı vardır, itiraz edenler haksızdır." demiş ve Hoca Mustafa'ya (merhum) emretmiş: "Söylediğimi yaz!"
(Tarihçe-i Hayat - 308)


Hasan Âtıf'ın mektubunda, bir ihtiyar âlim ve vaiz, Risale-i Nur'a zarar verecek bir vaziyette bulunmuş. Benim gibi binler kusurları bulunan bir bîçarenin, ehemmiyetli iki mazeretine binaen, bir sünneti (sakal) terkettiğim bahanesiyle şahsımı çürütüp, Risale-i Nur'a ilişmek istemiş.

Evvelâ: Hem o zât, hem sizler biliniz ki: Ben, Risale-i Nur'un bir hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellâlıyım. O ise (Risale-i Nur), Arş-ı A'zam'la bağlı olan Kur'an-ı Azîmüşşan ile bağlanmış bir hakikî tefsiridir. Benim şahsımdaki kusurat, ona sirayet edemez. Benim yırtık dellâllık elbisem, onun bâki elmaslarının kıymetini tenzil edemez.

Sâniyen: O vaiz ve âlim zâta benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan tenkidini, itirazını başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de, o zâtı ve onun gibileri münakaşa ve münazaraya sevketmeyiniz. Hattâ tecavüz edilse de beddua ile de mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünki daha müdhiş düşman ve yılanlar var.

Hem elimizde nur var, topuz yok. Nur kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhassa ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enaniyeti de varsa, enaniyetlerini tahrik etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar, وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا düsturunu rehber ediniz.
(Kastamonu Lahikası - 247)



Yalnız zahirî bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur'u benim malım zannedip Risale-i Nur'un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: "Said cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor" gibi tenkidleri var.

Elcevab: Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki mes'elede büyük mazeretlerim var.

Evvelâ: Ben Şafiîyim. Şafiî Mezhebinde cumanın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cuma farz değil. Ben, mezheb-i A'zamîyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.

Sâniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men'ettikleri için, -hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş- hem yirmibeş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha'nın yarısını okumadan, imam rükua gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.

Sakal mes'elesi ise: Bu bir sünnettir,hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu isbat etti. Eğer sakal olsaydı traş edilseydi, Risale-i Nur'a büyük bir zarardı. Çünki ölecektim, dayanamayacaktım. Bazı âlimler "Sakalı traş etmek caiz değildir" demişler. Muradları sakalı bıraktıktan sonra traş etmek haramdır demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur'un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferid hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşâallah o sünnetin terkine bir keffarettir.
(Emirdağ - 1 - 49)







Bundan yedi sene önce; kanunların çiğnendiği, beşer haklarının çarmıha gerildiği, hürriyetlerin hiçe sayıldığı, şahsî arzu ve ihtirasatın kanunlardan üstün tutulduğu bir devr-i rezilânede, Afyon Vilâyetinin Emirdağ kazasına seksenlik bir ihtiyar, bir din âlimi sürülüyor. Nüfus kütüğüne kaydettirilip burada ikamete mecbur ediliyor. Tek gayesi, Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmını tebliğ, insanları doğruya, iyiye ve namusluluğa sevketmek olan bir fikir adamı, nefyediliyor... Her cephesinde kan döktüğü kendi öz yurdunda, Engizisyon Mahkemelerinin dahi insan oğluna reva görmeyeceği zulme, işkencelere tâbi tutuluyor. Sakalına, bıyığına, kılık kıyafetine karışılıyor; jandarma dipçikleri altında ölüme mahkûm ediliyor.
(Tarihçe-i Hayat - 633)




Sakal bırakmak bir sünnettir. Bıraktıktan sonra, traş etmek haramdır.
Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 48
Me'hazler: (Not: Sakalın yalnız bir sünnet olduğu ve on tane fıtrat olan hasletlerle birlikte olduğunu bütün hadîsler göstermektedir. Yani sakalı Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) bıraktığı tarzda ve bakımını yaptığı şekilde bırakmak ve bakmak ve muhafaza etmek müekked sünnetlerdendir.
Evet farz, vâcib, sünnet-i müekkede, gayr-ı müekkede, müstehap, mendup gibi isimlerle yapılan tasnifler, ülema-i İslâm tarafından yapılmıştır. Hanefî ülemasından bazıları ile diğer mezheblere mensub az bazı ülema; sakalı vâcibler sınıfına almışlarsa da, sair ülema; bilhassa Şafiî üleması, onu sünnet-i müekkede içinde bırakmışlardır. "Sakalı, sünnet-i seniyye niyetiyle bıraktıktan sonra traş etmek haramdır." olan hükmü Bediüzzaman'ın bir hüküm ve içtihadıdır. Şafiî mezhebine göre de buna yakın bir keyfiyettedir. Bu mes'eleyi daha biraz izahlıca Mufassal Tarihçe'de kaynaklarıyla beraber kaydettiğimizden, burada daha fazla detaylara inmeden bırakmayı uygun buluyoruz. Sakalı bıyıktan ayırarak, -ki hadîs-i şeriflerde bıyığın muhafazasına; yani, ağıza sarkmamasına daha fazla ehemmiyet verilmiş iken- onu alıp vâcib olarak kabul eden ülemanın bu kanaatlarının mânası ise; bu vücûb, bir vücûb-u Kur'anî değil, belki vücûb-u sünnetî kısmında mütalâa ederek insanın şahsiyetine ait âdet ve fıtrat olan o sünneti takviye ve te'kid için o şekil mütalâa ve kabulleri vârid olmuştur denilebilir.)
Bazı me'hazler: Et-Tac 3/170 Kütüb-ü Sitte'den beşinin ittifakıyla, Hazret-i Âişe'den rivayet; Es-Sünen-ül Kübra - Beyhakî 1/36; Avn-ül Ma'bud 11/252;
Tuhfe-ül Ahvezî 8/46; Muvatta' - İmam-ı Mâlik sh: 675
Zabıt şekli ve meâli: "On tane husus fıtrattandır. Bıyık kesmek, sakal bırakmak, misvak kullanmak, burunu yıkamak, tırnak kesmek, parmak aralarını el ile hilâllamak, koltuk altlarını temizlemek, haya yerlerini kıldan temizlemek, taharet yerlerini su ile yıkamak, mazmaza ile ağzı su ile yıkamak."
Diğer bazı hadîslerde, bu fıtrat olan şeyleri beş tane sayarak; bunlardan birisini de "sünnet olmak" hususunu ona ilâve etmişlerdir.
İmam-ı Beyhakî'nin Es-Sünen-ül Kübra'sında, sakalın da misvak gibi sadece bir sünnet olduğunu kaydetmiş. Hattâ Avn-ül Ma'bud ve Tuhfet-ül Ahvezî eserlerinin şârihleri, bu mes'elede uzunca tahliller yapmış ve neticesinde kaydettiğimiz gibi; "Sakal sünnetinin, sadece bir kıl bırakmış ve nasıl muhafaza etmiş ise, onun gibi bırakmak ve muhafaza etmek ancak sünnet olabilir." demişlerdir ve hâkeza... Aksi halde kıl uzatmak işi, gayr-ı müslimlerde de hakidir.
Abdülkadir Badıllı R.K.K
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nurdersi.forummum.com
 
BEDİÜZZAMAN HZ lerinin SAKAL BIRAKAMAMASININ HİKMETİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
NUR DERSi - NUR DERSLERi :: İSLAMIN ŞARTLARI FIKIH KELAM HADİS VE TEFSİR DERSLERİ :: İSLAMİ KAVRAMLAR FIKIH HARAM VE HELALLER BİLMEDİKLERİMİZ-
Buraya geçin:  
lemalarnuru@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin & Administrator
©PhPBB
Yetkinforum | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın